Berlin, Avrupa'nın en rahat başkentidir. Kravat yoktur, gösteriş yoktur. Bir sokakta savaş sonrası betonu, yan sokakta dev bir graffiti duvarı görürsünüz. Şehir kendini bitirmemiş gibidir; sürekli yapım halindedir. Bu yüzden ilk defa Berlin şehir gezisi planlayan biri için harika bir yerdir: hata yapma lüksünüz var, kimse fark etmez. Aşağıda şehri mantıklı bir sırayla nasıl gezeceğinizi, hangi müzeye gireceğinizi, gece nereye gideceğinizi ve bütçenizi nasıl tutacağınızı bulacaksınız.
Berlin çok geniştir. Paris ya da Roma gibi tek merkez etrafında toplanmaz. Birkaç merkezi vardır. Bu yüzden ilk kural: mahalle seçin, o gün o mahallede kalın.
Ulaşım için U-Bahn, S-Bahn, tramvay ve otobüs aynı bilet sistemini kullanır. Şehir merkezi AB bölgesindedir; havalimanı için C bölgesi gerekir. Günlük bilet, üç dört yolculuk yapacaksanız tek biletten hesaplıdır. Bileti bindiğinizde damgalamayı unutmayın, kontrol sıkıdır. Turnike yoktur ama ceza vardır.
Berlin'in tarihi turistik değil, ağırdır. Bunu bilerek gezin. Bir günü tamamen bu temaya ayırmak en iyisidir.
Checkpoint Charlie fotoğraf için uğranır, uzun durulmaz. Etrafı fazla ticarileşmiştir.
Berlin'de sanat iki katmanlıdır. Biri müzelerde, biri sokakta. İkisini de görmezseniz şehri yarım gezmiş olursunuz.
Müze Adası'nda beş büyük müze bir arada durur: Pergamon, Neues, Altes, Alte Nationalgalerie ve Bode. Neues Museum'daki Mısır koleksiyonu en çok ilgi göreni. Pergamon'da uzun süreli restorasyon çalışmaları var, gitmeden önce hangi bölümlerin açık olduğunu kontrol edin. Birkaç müze gezecekseniz çok girişli müze kartı bilet kuyruğunda ve bütçede ciddi fark yaratır.
Londra'nın kürasyonlu galeri düzeninden ya da Barcelona'nın Gaudí odaklı mimari turundan farklı bir deneyim bu. Berlin'de sanat plansızdır, dağınıktır ve sokakta bedavadır.
Berlin gece hayatı efsanesi doğrudur ama abartılı beklentiyle gidilirse hayal kırıklığı olur. Birkaç gerçeği bilin: